|
…Gözlerimde Süleymaniye’nin üstünden batan güneşin kızıllığı, burnumda balık pazarından gelen keskin levrek kokusu, kulaklarımda akşam ezanının sesi, dilimde vapur iskelesi önünde satılan tophane simidinin tadı… bir an suya dokunacak gibi oldum, belki Karaköy’e dokunacak gibi, zamanın akmaya direndiği yerde… Altınboynuz’un gölgesinde, suyun üstünde, Karaköy’ün O’na, O’nun Karaköy’e aktığı su meydanında…
Kentlerin temel öğesinin yaya ve yaya hareketleri oluşundan hareketle karaköy ve karaköy meydanı incelendiğinde; karaköy meydanı civarındaki taşıt yollarının ve açık otopark alanlarının, olması gereken meydan kimliği ve yaya aksları üzerindeki baskın etkisinin; Karaköy’ün, yaya tarafından kullanımına imkan tanımadığı görülmektedir.
Başka bir deyişle Karaköy; meydan olamayan meydan, yol üstü meydan, araçlara hizmet eden meydan halini almıştır. Yayanın meydanla teması kopartılmış, meydan; kent ve kentlinin yaşamında yer alamayan, dokunulmaz, yaşanmaz, paylaşılmaz bir nokta durumuna gelmiştir.
buradan hareketle karaköy’de yaya olma durumu, “karaköy’de yaya ol [ama]mak…” başlığı altında irdelenmiştir.
Yolun altında, yaya akışını sağlamak ve düzenlemek amacıyla oluşturulan alt geçitler, biraz da söz konusu taşıt yollarının düzeni ile bağlantılı olarak, kaotik bir halde yaya için labirentler dizisi meydana getirmiştir.
Yolun üstünde, yayalara zaten ait olmayan, karaköy’ün sadece aktarma noktasına dönüştüğü, uzun süreli duraklamaların yapılamadığı, yayanın serbest hareketlerinin engellendiği durumlar üst üste çakışmaktadır.
Karaköydeki yaya hareketleri; kaybolmak, yürüyememek, engellenmek ve duramamak fiilleri üzerinden tartışılabilir.
Kent yaşamının ve kentlinin bir parçası olarak karaköy, dokunulacak, yaşanacak, paylaşılacak bir meydan, bir kent meydanı olmalıdır.
Bu kent meydanını yaratmak ve yaşatmak için, karaköy’de yaya ve araç trafiğini tersine çevirmek , karaköydeki yaya hareketlerini özgür ve serbest bırakmak, kentin bu çok potansiyelli noktasını 24 saat, çoklu kullanımlarla yaşamak hedeflenmektedir.
Meydanın kullanıcısına, bir süreklilik içinde ve özellikle yaya olma durumu üzerinden ulaşıma, dolayısıyla yaşama / kente entegre bir dizi platform ile kıyıda, su kenarında ve kentin en nitelikli parçasında, bir su meydanında olma durumu yaşatılmak istenmektedir.
Yaya trafiğinin yeraltında araç trafiğinin yerüstünde olduğu mevcut durum tam tersine çevrilip, meydana gelen tüm taşıt yolları yer altına indirilir. Bu yollar, köprü başlangıcında yer üstüne çıkarak köprü üzerinden Eminönü’ne bağlanırlar.
Yer altından “ işle [me] yen “ yaya yolları yer üstüne çıkartılması, farklı kotlarda oluşturulacak platformlarla kent karaköy, meydan, haliç algısı pekiştirilmesi hedeflenmektedir.
Mevcut otopark sorununun çözülmesi için ise,balık pazarıyla başlayan yeşil alanın altında tek katlı bir yer altı otoparkı düşünülebilir.
Karaköy Meydanı, Eminönü Meydanı ve bu ikisini birbirine bağlayan Galata Köprüsü’nün alt kotu birer yaya bölgesi olarak düzenlenmesi, böylece kentin asıl unsuru olan yaya kullanımının öncelikli kabul edilmesi hedeflenmektedir.
Bu düzenleme ile Karaköy ve Eminönü meydanları, Galata Köprüsü ile birlikte, gerçek anlamda bir kentsel meydanlar bütünü olma özelliğine kavuşabilecektir.
... It’s the sunset in my eyes above the Süleymaniye Mosque, it’s the smell of the fresh fish that comes from the Fish Bazaar, it’s the voice of the pray that i hear, it’s the taste of the “simit” on my tongue that is sold in front of the ferry-stop… i was just about to touch to water, may be to Karaköy where time resists to flow… Under the shadow of the Golden Horn, above the sea, on the water square where the sea was just about to flow to Karaköy, and Karaköy to the sea…
|